E-posta
Şifre
Şifremi Unuttum
Yeni Üyelik



GÜNDEMİN GERÇEĞİ

Emin ÇÖLAŞAN Yazdı: HOCA / 1 Mart 2011


 

Emin Çölaşan, Haberler

1 Mart 2011

NECMETTİN Erbakan vefat etti. Allah rahmet eylesin, Allah günahlannı affetsin. İlginç, renkli bir adamdı. İnatçı, tuttuğunu kopanr, içeride siyasi rakiplerine kan kustururdu. Ancak nedense, yurtdışında kuzu gibi uysal olurdu. Başbakan iken Libya’ya gitmiş ve orada herkesin gözleri önünde, adına Kaddafi denilen soytandan öyle bir fırça yemiş, öyle bir azar işitmişti ki, biz burada kahrolmuştuk. Fırça yerken o herifin karşısında ağzını bile açamamış, uslu bir çocuk gibi oturmayı yeğlemişti. Necmettin Erbakan deyince, elimizdeki madalyonun iki aynı yüzünü de incelemek gerekiyor. Madalyonun ilk yüzü şöyle: Türk siyasetinde taaa Osmanlı’dan bu yana din ticareti ve din sömürüsü hep vardı. Cumhuriyet kuruldu, bu sömürü çarkı aynen işlemeye devam etti. Atatürk döneminde bile dini siyasete alet eden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka gibi partiler kuruldu. İlk andan başlayarak dini siyasete alet eden bu partiler kısa bir hayat sonrasında kapatıldı. Sonra karşımıza 1950 yılında Adnan Menderes çıktı. Dinimiz, artık din tüccarlannın eline geçmişti. Sonra Demirel’in Adalet Partisi… Burada bir parantez açıyorum. Kendi kendime diyorum ki “19601ı ve 19701i yıllardaki Demirel, keşke sonraki yıllarda gördüğümüz gerçek devlet adamı Süleyman Demirel gibi olsaydı. Türkiye o zaman bu sıkıntıları çekmez, günümüzde bambaşka, uygar bir ülkede yaşıyor olurduk.” Parantezi kapıyorum. Evet, önceki gelişmeler sonrasında din sömürüsü Türkiye’nin gündemine en sıkı biçimde rahmetli Erbakan tarafından getirilmişti. Kurduğu Milli Nizam Partisi ile başlayan bu sömürü, din tüccarlarına ilerleyen yıllar içerisinde büyük oylar getirdi. Din, siyasete alet edildi. Bütün bunlar olurken Müslümanlık yozlaştırıldı. Kutsal bir din, ne yazık ki adına türban denilen bir metrekarelik bir bez parçasına indirgendi. • • • O zamanlar Türkiye’de saygın, bağımsız, Cumhuriyet’in ilkelerine sahip çıkan bir yargı vardı. Erbakan’ın kurduğu dinci partiler birbiri ardına kapatıldı ama çare olmuyordu! Kapatılanın yerine ismini değiştirerek yenisi açılıyordu. Erbakan bu ortamda Başbakan olmayı başardı. Yardımcısı Tansu Çiller’le büyük uyum içerisinde çalıştılar ve 1997 yılında 28 Şubat duvarına taslayıp istifa etmek zorunda kaldılar. O zamanlar Türk Ordusu duyarlıydı. Bugün olduğu gibi suspus olmamıştı. Genelkurmay Başkanı’nın Erbakan’ın ölümü sonrasında “Üzüntü mesajı” yayınlaması akla bile gelmezdi! O Yıllar yıllan kovaladı, din sömürüsü bu kez Turgut Özal’ın eline geçti. Sonrasında Erbakan’ın öğrencileri Türkiye’yi AKP ismiyle ele geçirdi. Rüyalarında görseler hayra yormayacakları bir güç elde ettiler. Madalyonun birinci yüzünü çok kısaca anlatmayı sürdürüyorum. Erbakan Başbakan olmuştu. Atıp tutuyordu. . Ağır sanayi hamlesi başlatacak, kendi olanaklanmızla 100 bin tank, 100 bin top üretecektik! Genç kuşaklar bu komediyi elbette bilmezler. Türkiye’nin dört bir yanında hayali temeller atıyor, ağır sanayi hamlesi başlıyordu! Fabrika yapan fabrikalar kuracaktık. Ağır sanayi hamlesi doğal olarak fos çıktı. O kadar ki, Erzincan Senatörü rahmetli Niyazi Unsal günün birinde Hoca’nın Erzincan’da attığı temeli Reno marka arabasının bagajında Ankara’ya getirip Meclis bahçesinde bir basın toplantısı düzenledi! Erbakan hayaller aleminde yaşıyordu. • • • Şimdi gelelim madalyonun ikinci yüzüne: Erbakan millici adamdı. Batılı sömürücülere uzak durdu. Türkiye’nin elindeki olanaklann farkındaydı ama işi abartmıştı. Örneğin 1974 Kıbns Banş Harekatı sonrasında Başbakan Ecevit’e kan kusturmuş ve koalisyonun bozulmasına neden olmuştu. Tutturmuştu “Kıbrıs’ın tamamını alalım” diye! Buna dünyanın izin vermeyeceğini çok iyi bildiği halde bütün amacı Ecevit’i zor durumda bırakmak, onu kamuoyu önünde korkaklıkla suçlamaktı. Millici demiştim. Bunu bugün giderek güç kazanan “Ulusalcılıkla” karıştırmayın. Türkiye’nin yabancıların kucağına oturmasına karşı çıkan bir siyasetçi idi. Sadece Arap ülkelerinin karşısında sesi soluğu çıkmazdı. Biz Erbakan’ı geçmişte çok eleştirdik. İki ana nedeni “Hayalciliği” ve “Din tüccarlığı” idi. Ancak o zamanlar, onun öğrencilerinin bir gün Türkiye’de iktidar olacağını, ülkemizin her türlü sömürüye açılacağını bilemezdik, aklımıza bile getiremezdik. Diplomayı Erbakan okulundan alan bugünkülere baktığımızda, Erbakan her açıdan dik duruş sergileyen biriydi. Gün geldi, onun yetiştirmesi olan Tayyip-Abdullah ikilisi ülkeye el koydu! Erbakan’ı yetersiz bulup ondan koptular, büyük hayallerle AB’nin kucağına oturdular. O proje de fos çıktı. Hoca’nın çömezleri kendilerini yetiştirip bu günlere gelmelerini sağlayan hocalanna karşı vefasız çıktılar. Hakkında açıktan konuşmadılar ama onu ve partisini yok saydılar. O kadar ki, Ankara’da hastanede yatarken bir kez olsun yanına gitmediler, bir geçmiş olsun ziyaretinde bulunup elini öpmediler. Şimdi bugün, onun cenaze töreninde göz yaşı dökecekler, kameraların önünde duygusal sözler söyleyip Saadet Partisi seçmenine hoş görünme, oy devşirme yarışına girecekler! Türkiye’de siyaset işte bu. Hoca renkli, inatçı, ülkemizde din sömürüsünü açıktan ve en iyi kullanan adamdı. Gerçi mizahı bilmeden yapardı ama aynı zamanda bir mizah ustasıydı! Şu sözler onun: “Sizi gidi Batı taklitçileri sizi… Batı buraya ne getirecek? Hilekarlık, homoseksüellik getirecek. Erkeğin erkekle evlenmesini getirecek. Sizi gidi Masonik kafalar, sizi gidi gavur aşıkları sizi…” Geçmişte herkesi sık sık güldürmüşlüğü vardır. Ölmüş insanın ardından kötü konuşulmaz. Allah rahmet eylesin.

EMİN ÇÖLAŞAN / SÖZCÜ

Bu yazı "2.037" defa okundu.

Yorum Yaz  Arkadaşına Gönder  Sayfayı Yazdır Facebook'e kaydet! Google'a kaydet! MSN'e kaydet! Yahoo'ya kaydet! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post! Spurl'e kaydet! http://reddit.com/submit?url=%url%&title=%title% Wong'e kaydet!
Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yazılmadı.İlk yazan siz olun.
Bu Alandaki Diğer Başlıklar
Banu AVAR Yazdı: ‘DEVRİM’ DEĞİL, PAYLAŞIM SAVAŞI! / 24 Şubat 2011
Sinan MEYDAN Yazdı: HADİ ORDAN! “Arap Devrimleri Türkiye’deki Ulusalcıları Ürkütmüş müş!” / 24 Şubat 2011
Mustafa BALBAY Yazdı: H-Arap Dünyası ve Biz… / 24 Şubat 2011
Rıza ZELYUT Yazdı: Niksar’daki O Öğretmen Atatürk’e Neden Düşman? / 25 Şubat 2011
Emin ÇÖLAŞAN Yazdı: DÜNYA HAYRAN KALMIŞ! / 26 Şubat 2011
Mustafa MUTLU Yazdı: Üniversiteliler… Siz iyi ki rektörleriniz gibi korkak değilsiniz! / 27 Şubat 2011
Bekir COŞKUN Yazdı: Postal… / 27 Şubat 2011
Emin ÇÖLAŞAN Yazdı: FETVAYA DAYALI YARGI KARARI VERENLERİN SONU! / 28 şubat 2011
Rıza ZELYUT Yazdı: Kavga Neden İslam Dünyasında / 28 Şubat 2011
Ali Rıza ÜÇER Yazdı: TTB ve Kürdistan Projesi / 28 Şubat 2011
Erol MANİSALI Yazdı: Ayaklanmaların Nedenleri ve Sonuçları / 28 Şubat 2011
Bekir COŞKUN Yazdı: ‘Soğan Doğradım Anne…’ / 1 Mart 2011
Mustafa MUTLU Yazdı: Alın size yoksulluk! / 1 Mart 2011
Belir COŞKUN Yazdı: AB’nin Neresine Gireceksin?.. / 2 Mart 2011
Emin ÇÖLAŞAN Yazdı: ORDUMUZA HELAL OLSUN! / 2 Mart 2011
Mustafa MUTLU Yazdı: RİYA / 2 Mart 2011
Bekir COŞKUN Yazdı: Garabet… / 3 Mart 2011
Mustafa MUTLU Yazdı: Mustafa ile Tuncay hain planlarını 500 günde kuramadılar mı? / 3 Mart 2011
Mustafa BALBAY Yazdı: Korkuya Karşı… / 3 Mart 2011
Mustafa MUTLU Yazdı: Ergenekon baskınları devam edecek… Çünkü! / 4 Mart 2011



Copyright © 2018 yadigardundar.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

  

teknoloji