E-posta
Şifre
Şifremi Unuttum
Yeni Üyelik



UNUTULMAYACAK TARİHİ BELGELER

ATATÜRK İLKELERİ

 

 
GENEL OLARAK KEMALİST İLKELER NELERDİRa
 
Kemalizm denince akla ilk gelen konulardan birisi altı oktur. Bu Kemalizmin ana ilkeler olarak benimsemiş olduğu altı ilkenin, devleti ve cumhuriyeti kuran siyasal örgüt olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin bayrağına girmiş semboldür. Altı ilke denince sırasıyla; devrimcilik, halkçılık, devletçilik, ulusalcılık, cumhuriyetçilik ve lâiklik ilkeleri olarak sayılan Atatürk ilkeleri aynı zamanda Kemalizmin ana çekirdeğini oluştururlar. Altı ok, altı ilkenin siyasal adıdır. Kemalizm bir siyasal felsefe ya da yöntem olarak açıklanmaya çalışıldığında, bu altı ilkeden yola çıkılır ve bunlar esas alınarak bir değerlendirme yapılır.a
 
Mustafa Kemal bu altı ilkeyi belirlerken, eklektik bir yöntem izlemiştir. Seçici ve özgün bir yoldan birleştirici olmaya çalışan Mustafa Kemal, Türkiye gerçeklerinin kendine özgü yapısını dikkate alarak hiçbir siyasal ideolojiyi ya da devrimi tümüyle kopya etmeyen, ama bunların hepsinden yararlanarak ortaya, kendine özgü çağdaş bir Türk modeli getiren bir siyasal tutumu izlemiştir. Bu yönü ile Kemalizm, dünya ülkelerine farklı bir seçenek sunmaktadır. Emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı vermek zorunda kalan batının dışındaki geri ülkeler için Kemalizm, önemli bir gelecek programı sunmaktadır. Bunu yaparken de taklitçi değil, özgün bir senteze eklektik bir yöntemle ulaşmak isteyen ulusalcı bir yaklaşımı gündeme getirmektedir.a

Kemalizmin altı ilkesi iki ana grupta toplanabilir: Birinci grup ilkeler olan cumhuriyetçilik, ulusalcılık ve lâiklik, batıdan alınan ilkelerdir ve bunların kaynağı Fransız Devrimi’ne kadar gider. İkinci grup ilkeler ise devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri de doğudan alınan ilkelerdir ve bunların da kaynağı Sovyet Devrimi’ne kadar gitmektedir. O dönemde batının karşısında doğuyu Rusya’nın yönetimindeki Sovyetler Birliği temsil ettiği için Rus Devrimi’nden yaralanılmıştır. Gerçekten de halkçılık ve devletçilik akımları daha çok sosyalist dünyada görülmüştür. Devrimcilik ise sosyalizmin gerçekleştirdiği köklü devrimciliğin benimsenmesi ile gündeme geliyordu.a
 
Altı okla belirtilen Kemalizmin, birçok konuda açıklanan başka altı ilkeleri de bulunmaktadır. Bu ilkeler, ya Mustafa Kemal’in konuşma ve yazıları ile belirlenmiş ya da Mustafa Kemal’in önderliğinde yürütülen çeşitli uygulama ve girişimlerle ortaya çıkartılmıştır. Uygulama ve görüşler bir bütün olarak ele alındığında, Kemalizmin diğer ilkelerine ulaşmak mümkündür.a

Ayrıca tam bağımsızlık, çağdaşlaşma, ulusal egemenlik ve ulusal kalkınma gibi ikinci derece ilkeleri de Kemalizmin ana ilkeleri olarak değerlendirmek mümkündür.a

Akılcı ve siyasal bir bilince sahip bir eylemin görüşü olan Kemalizmin öncelikle bilime ve bilimsel yaklaşıma önem verdiğini vurgulamak gerekir. Mustafa Kemal’in söylev ve demeçleri incelendiğinde Kemalizmin diğer ilkeleri de belirginlik kazanmaktadır.a
 
   
 
 
KEMALİST CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?a
 
Kemalizmin ana hedeflerinde birisi de, ülkede bir cumhuriyet yönetimi kurmaktı. Samsun’a ayak bastığı andan sonra bir ulusal giz olarak gönlünde sakladığı cumhuriyet devleti kurma düşüncesi, ancak birkaç sene sonra yapılması gereken işleri tamamladıktan ve cumhuriyet rejimi ilân edecek noktaya geldikten sonra Mustafa Kemal tarafından açıklanmıştır.a
 
Özellikle, Lozan Konferansı’nın toplandığı yıl cumhuriyet rejiminin ilân edilmesinin nedeni, batı dünyasının kabul etmek zorunda kaldığı Türkiye devletini bir cumhuriyet rejimi olarak da bütün dünyaya benimsetmekti. Padişahlığa son verilirken, saltanat ve hilâfet kaldırılırken, ortaya çıkan boşluğun bir siyasal rejim ile doldurulması gerekiyordu. Dini ve tutucu çevreler cumhuriyetin ilânından çekindikleri için her fırsatta Atatürk’ün karşısına çıkıyorlar ve eskiye olan özlemlerini dile getirerek kendi doğrultularında bir siyasal yapılanma gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.a
  
Mustafa Kemal, cumhuriyet yönetimini tanımlarken, demokrasi dizgesi ile devlet biçiminin kurulması biçiminde bir açıklama getirmiştir. Kurulan cumhuriyet rejiminin sırası geldikçe demokratik sistemin tüm gereklerini ve koşullarını gerçekleştireceğini vurgulamış, demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıklı uygulamasını yapan hükümet biçiminin cumhuriyet olduğunu söylemiştir. Türk ulusunun doğasına ve ayırıcı niteliğine en uygun olan yönetim biçiminin cumhuriyet olduğu açıklanmış, yeni kurulan devletin tüm olanakları bu doğrultuda yönlendirilmiştir.a
  
Kemalist yönetim, cumhuriyet olgusunu halka mâl edebilmek için bu rejimin ilân tarihini cumhuriyet bayramı olarak benimsemiş ve her yıl halk kitlelerinin cumhuriyet olgusunu bir bayram şenliği içinde kutlaması sağlanarak, halka cumhuriyet rejimi en üst düzeyde benimsetilmeye çalışılmıştır. Az zamanda yapılan büyük işlerin başına cumhuriyet rejiminin kurulması alınmıştır. Cumhuriyetin kuruluşunun onuncu yılı, bütün yurtta bir büyük şenlik olarak kutlanmış ve gelecek kuşaklar bu bilinç ile yetiştirilmiştir.a
  
Kemalist cumhuriyetçilik ilkesi, bu alanda daha önce herhangi bir birikimin bulunmadığı toplumda kısa sürede oluşturulan yeni bir siyasal atmosfer çerçevesinde cumhuriyet rejiminin kurulması biçiminde gerçekleşmiştir. Aradan geçen uzun yıllar içinde, cumhuriyet rejiminin halk kitlelerine mâl olması, bu ilkenin ısrarlı biçimde izlenmesiyle gerçekleşebilmiştir. Cumhuriyet rejimi yerleştikten sonra, çağdaş bir düzeye gelebilmek için demokrasiye geçiş denemeleri yapılmış, ne var ki, rejim karşıtı güçlerin emperyalist güçler tarafından kışkırtılmaları nedeniyle, cumhuriyet ile beraber demokrasinin gelişmesi biraz gecikmiştir. Günümüzde emperyalist ülkelerin bu gecikmeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları görülmektedir.
Günümüzde yeni dünya düzeni doğrultusunda bir cumhuriyet ya da ikinci cumhuriyet isteyenlerin yaklaşımları da, Mustafa Kemal’in halk egemenliğini temel alan cumhuriyetçi yaklaşımının doğruluğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.a
  
Cumhuriyet devriminin tamamlanması ile ikinci cumhuriyet istekleri doğal olarak devre dışı kalacaktır.a

 
 
 
KEMALİST ULUSALCILIK İLKESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?a
 
Mustafa Kemal, millet kavramının ümmet kökeninden geldiğini ve bunun dinsel bir içerik taşıdığını bildiği için millet kavramı yerine yeni bir kavram araştırmış ve sonunda Orta Asya Türkçesinden gelen ulus sözcüğünü benimsemiştir. Lâik bir toplum yaratmak istediği için, dinsel içerikli millet kavramı yerine ulus kavramını yeni bir kavram olarak oturtmaya çalışmıştır. Moğolca’dan Orta Asya Türkçesine geçmiş olan bu kavram, sözlük anlamı olarak, belirli bir bölgede yaşayan farklı grupların bir araya getirdiği toplum demektir. Yani Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan farklı etnik ve dinsel kökenlerden gelen insanların Türkiye Devleti çatısı altında, yeni bir ulus olarak Türk toplumunu oluşturması gibi Kemalizmin en hassas noktalarından birisi olan millet konusu, böylece yeni bir kavram olan ulus sözcüğünün lâik ve Türkiye’nin koşullarına uygun gelen yapısı ile çözülmeye çalışılmıştır.a
  
Kemalist devrimin yapıldığı sıralarda dünya Avrupa merkezli bir yapıda olduğu için ve daha Amerika dünya sahnesine çıkmadığından, Mustafa Kemal de o dönemin en çağdaş ve ileri devlet biçimi olarak Avrupa’nın ulus devlet modelini görüyordu. Bu doğrultuda, ulusal bir devlet yaratmak üzere yola çıkılıyordu. Bütün Avrupa ülkeleri Fransız Devrimi’nden sonra bir uluslaşma sürecinden geçerek kendi ulusal devletlerine sahip oldukları için Kemalist hareket de benzer doğrultuda bir ulusal devleti gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bunun için de ortada bir ulusun varlığı birinci koşuldu. Bu nedenle, Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan tüm insanları geldikleri kökenlerine bakmadan bir yeni ulus kavramı altında bir araya getirmek Kemalizmin hedefi idi. “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi bu amacın açık göstergesidir. Mustafa Kemal insanların geldikleri köken ile uğraşmıyordu, ama gelecekte yeni bir ulus kavramı çerçevesinde bir araya getirmek . istiyordu.a
  
Kemalizmin ulusalcılık ilkesi, batının önde gelen ülkelerinde görülen vatanseverlik, yani patriotism kavramı ile açıklanabilir. Çünkü, patriotism sınırları belirlenmiş bir ülkede, emperyalizme karşı ülkeyi va halkı savunmak anlamında, bir ülke ulusalcılığıdır. Burada ulusun ana dayanağı sınırları belirlenmiş vatandır. Belirli bir ülkeyi vatan olarak benimseyen ve burada gelecekte bağımsız koşullarda beraberce yaşamak isteyen halk kesimlerinin, kendilerini çağdaş ve maddi anlamda savundukları akımın adı patriotismdir. Kemalizm de benzer bir yapıda ortaya çıktığı için Türk ptriotismi olarak görülebilir. Kemalist ulusalcılık, Türkiye patriotismidir. Irkçı ve ümmetçi milliyetçilikten uzak, çağdaş boyutlarda, ülke bağımsızlığını savunan ve dışa karşı yürütülen bir eylem olarak Kemalist ulusalcılık yirminci yüzyılın gerçeklerine uygun biçimde, yetmiş yılı aşkın bir süredir uygulanmaktadır. Her türlü emperyalist bölücü politikaya karşılık Türk toplumu, Kemalist ulusalcılık ilkesi ile bütünlüğünü korumaktadır.a
  
Son dönemlerde ortaya çıkan gelişmeler, Kemalist ulusalcılık ilkesinin ne derece önemli olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Türkiye gibi toplumlar birlik ve beraberliklerini ancak bu tür bir anlayış ile koruyabilmektedirler.a
  
Üzerinde yaşanan vatanı ve ortak bağımsız bir geleceği savunmak anlamında, Kemalist ulusalcılık, küreselleşmenin etnik ve dinsel bölücülüğüne karşı verilecek en etkin yanıttır.a
 

 
 
KEMALİST LÂİKLİK İLKESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?a
 
Kemalizmin en önemli ilkelerinden birisi de lâikliktir. Ulusal sınırlar içinde farklı dinden ve mezhepten gelen insanları, bir ulusal potada bir araya getirebilmek için lâiklik ilkesinin benimsenmesi zorunlu idi. Mustafa Kemal, belirli bir süreç tamamlandıktan sonra, lâiklik ilkesini açıklamış ve daha sonra da bunu anayasaya alarak belirli bir yasal güvence kazandırmak istemiştir. Devlet yönetiminin, dünya gereksinmeleri doğrultusunda yürütülmesi için benimsenen lâiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş dünyaya yansıyan olumlu yüzü olmuştur.a
  
Pozitivist bir bilimselcilikle eş anlamlı olarak ele alınan lâiklik ilkesi, din ve devlet işlerini kesin hatları ile birbirinden ayırmış, devletin yönetim işlerinin kesinlikle dinsel baskı ya da otoriteden uzak kalması sağlanmış, din vicdan işi olarak bireylerin kendi özgür seçimlerine bırakılmıştır. Çağdaşlaşmanın ön koşulu olarak benimsenen lâiklik ilkesi, toplumun, ortaçağdan kalma dinsel baskıdan uzaklaşmasını sağlamış ve daha sonra da hızla çağdaş devlet yapılanmasına yönelmede son derece elverişli bir ortam yaratmıştır.a
  
Kemal Atatürk, müslümanlıkta, ruhban sınıfı olmadığını, islamın her insan için gerçeği ve bilimi aramayı zorunlu kıldığını, hiç kimsenin arkasından gitmeye gerek olmadığını, ne bilimi ne de dini anlamamış hoca kılıklı cahillerin önemsenmemesi gerektiğini, gerçek din bilginlerinin ise saygı görmesi gerektiğini, Türk ulusunun dindarlığı, ancak sade bir yaşam çerçevesinde ele alabileceğini, saçma sapan boş inançların kafalardan çıkartılması gerektiğini ifade ederek, din ve lâiklik üzerine Kemalizmin anlayışını çeşitli konuşmalarında açıklamıştır.a
 
Kuranı Türkçeye çevirten Kemalizm, dinin halk kitleleri tarafından anlaşılarak benimsenmesinden yana olmuştur. Türkiye’nin din ve şeriat oyunlarından uzak kalması için her türlü önlemi almaya çalışan Kemalist rejim, bu gibi oyuncuların kendilerine başka ülke aramaları gerektiğini açıkça dile getirmiştir. Türkiye’nin şeyhler ve dervişler ülkesi olmayacağı dile getirilirken, bu doğrultuda tüm tekke ve zaviyeler kapatılmış, şeriye bakanlığı yerine yeni bir örgütlenme getirilmiş, ülkede tek bir hukuk düzeni kurulurken öğretim birliği yasası çıkartılmış ve bu doğrultuda ulusal eğitime yönelinirken, dinsel eğitime son verilmiştir. Çağdaş uygarlığın ülkeye getirilebilmesi için gerici ve şeriatçı girişimlere karşı sert önlemler alınmış ve Kemalist lâiklik ilkesi ısrarlı biçimde izlenerek, çağdaş uygarlığa doğru yeni adımların atılması sürdürülmüştür. Diyanet İşleri Bakanlığı kurularak, din işleri kamu düzeni adına yasal bir statüde düzenlenmiştir.a
  
Lâiklik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini İslam dünyasında değil, ama çağdaş dünyada aradığının açık bir göstergesidir. Bu doğrultuda cumhuriyet yönetimi batı ile entegrasyonun çabası içinde olmuştur.a
 
Osmanlıdaki cemaât toplumundan, cumhuriyetin ulusal toplum yapısına yönelirken lâiklik anahtar kavram rolünü oynamıştır.aa
   
 
 
 
KEMALİST HALKÇILIK İLKESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?aa
 
Kemalizm, bir siyasal görüş olarak oluşurken kendisini, siyasal ala­nın gerçekleri üzerine oturtmak zorunda idi. Eğer gerçekçi olabilirse başarıya ulaşabilir ve ayakta kalabilirdi, aksi takdirde diğer siyasal ey­lemler gibi tarihin tozlu sayfalarına doğru silinir giderdi. Bu nedenle, Mustafa Kemal, Anadolu`daki insan malzemesini yerinde incelemiş ve farklı dinsel ve etnik kökenlerden gelen insanların bu ülkede yüzyıllar­dır beraberce yaşadıklarım belirlemişti. Bu çerçevede, dikkate öncelik­le bu konuyu aldı ve yeni siyasal görüş oluşturulurken, Anadolu`daki in­san malzemesi, halk kavramı altında, her türlü kültürel ya da etnik ni­telemenin ötesinde Kemalist halkçılık görüşü ile değerlendirildi.a
  
Mustafa Kemal, emperyalizmin çizmeleri altında ezilen Anado­lu halkını temel alarak, yeni siyasal görüşü oluştururken, bunu halk­çılık ilkesi ile açıkladı. Ulusal sınırlar içinde yaşayan halk kitlelerini kendi çıkarları doğrultusunda, kendi iradelerinin egemenliğini sağla­yarak yönlendirmeyi Kemalizm halkçılık olarak anlamıştır. Hiçbir si­yasal yapılanmaya benzetilemeyen Kemalist yönetim, kendisini bir halk hükümeti olarak tanımlamış ve bu doğrultuda yoksul halk kitle­lerine yönelerek onlarla bütünleşmenin yollarını aramıştır. Türkiye`nin kendine özgü koşullarında ve bir Kurtuluş Savaşı sırasında oluşan ye­ni siyasal yapılanmanın temel dayanağı Anadolu ve Rumeli halkı ol­muştur.a
  
Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı sırasında, kurtuluş savaşı veren kitlelerin zavallı bir halk olduğunu, bu halkın kendisini kurtarmaya ve geleceğini kurmaya hakkı bulunduğunu açıkça vurgulamıştır. Sosya­lizme ya da demokrasiye benzemeyen yeni siyasal yapılanmanın Türkiye`nin kendi koşullarına uygun olduğu, bunun bir ulusal halk yöne­timi olduğu, hiçbir modele benzemeyen bu yapılanmanın Türkiye`nin koşullarına uygun olduğu, eğer birilerine benzemek gerekiyorsa, "Biz bize benzeriz" anlayışı çerçevesinde Türkiye`nin kendisine benzediği açıkça dile getirilmiştir.a
  
Kemalizm, Türk halkını, çok soylu ve temiz yürekli bir halk ola­rak benimsemiş ve kendisine gerçekten hizmet edenlere Türk halkı­nın sahip çıkacağını açıkça dile getirmiştir. Bu doğrultuda yeni Türkiye devletinin bir halk devleti olduğu, halkın çıkarlarını emperyalizme karşı savunacağı açıkça savunulmuştur. Kemalizmin halkçılık ilkesi, halkın uyandırılması, bilinçlendirilerek yönetimin bir halk hükümeti olması, halkın çıkarları doğrultusunda devletin yönetilmesi ve halka karşı olan güçlerin siyasal alandan temizlenmesi gibi anlamları içeri­ğinde taşımaktadır. Padişah ve emperyalizmin halkın çıkarlarına aykırı düşen girişimleri, Kemalist halkçılık ilkesi doğrultusunda devre dışı bırakılmıştır.a
  
Halkın yönetim anlamında, demokrasinin bir siyasal rejim olarak ülkemizde gündeme gelmesi, Kemalist halkçılık anlayışının öncülüğü ve halkı bilinçlendiren girişimleri ile gerçekleşebilmiştir.a
  
Kemalist halkçılık anlayışı, Anadolu ve Rumeli`de yaşayan fark­lı kökenlerden gelen insan topluluğunun bilimsel ve gerçekçi anlamda kavranmasıdır.a

 
 
 
KEMALİST DEVLETÇİLİK İLKESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?a
 
Kemalizm tam anlamıyla batılı ve çağdaş bir ülke yaratmak isti­yordu. Ne var ki, gelişmiş ülkelerle arada var olan yüzlerce yıllık me­safenin aşılması bir öncelikli zorunluluk olarak ortaya çıkıyordu. As­lında, İzmir Kongresi ile batılı anlamda bir özel sektör ve burjuvazisi desteklemesine geçme arayışı içine girilmesine karşılık, 1929 dünya ekonomik bunalımı ve ekonomik yarışta batılı ülkeleri yakalamak çabası kendiliğinden devletçiliği devreye soktu. 1930 yılından sonra be­şer yıllık ekonomik kalkınma programlan tıpkı sosyalist ülkelerde ol­duğu gibi uygulanmaya başlandı. Böylece, Kemalizmin devletçiliği öne çıktı ve bu ilke altı ana ilke içinde yer aldı.a
 
Güçlü ve çağdaş bir devleti yaratabilmek için çok geri kalmış bir sosyo ekonomik yapıda devletçiliğin öncülüğüne gereksinme duyuluyordu. Güçlü bir devletin ancak güçlü bir ekonomi ile mümkün olabi­leceğini gören Mustafa Kemal, beş yüz yılı aşkın bir süre sömürgeci­lik yapan batı ülkelerinin zenginliği karşısında, Türkiye`de kısa zaman­da güçlü ve zengin bir özel sektör yaratabilmenin çok zor olduğunu anlamış ve ülkede var olan ulusal potansiyeli devletçilik uygulamala­rı ile değerlendirerek, ülkenin ulusal kalkınmasını gerçekleştirecek ka­mu ekonomik kuruluşlarını kurmuştur. Yasalarla kurulan bu kamu ku­ruluşlarına ülke ekonomisinin kalkındırılması görevi yüklenmiş ve devletin elindeki tüm imkânlar, bu doğrultuda seferber edilmiştir.a
Yeni Türkiye devletinin temellerini süngü ile değil, ama süngünün de dayandığı ulusal ekonomi ile kurulacağını belirten Mustafa Ke­mal, yeni devletin eskisi gibi savaşçı bir devlet değil, ama bir ekono­mi devleti olacağını açıkça savunmuştur. Ekonomi zaferlerini bilim ve kültür başarılarının izleyeceği, siyasal zaferler ne kadar büyük olursa olsun ekonomik zaferlerle tamamlanmadıkça hiçbir anlam taşımaya­cağını gene Türk Cumhuriyeti`nin kurucusu dile getirmiştir. İşte, devletçilik ilkesi bu anlayışlardan sonra ortaya çıkmış ve istikrarlı biçim­de uygulanmıştır.a
 
Kemal Atatürk, devletçilik ilkesinin Türkiye`nin özel koşulların­dan ortaya çıktığını, çok genç bir devletin ayakta kalabilmek ve güçlenebilmek için uzun bir süre devletçilik ilkesinin uygulanmasına gereksinme duyacağını belirterek, cumhuriyetin kurucu kadrolarına dev­letçi bir uygulamayı önermiştir. Gene Atatürk, devletçiliğin özel sek­törün ya da piyasa ekonomisinin reddi anlamına gelmediğini, bunların birbirlerinden ayrı konular olduğunu, devletçiliğin sosyalizm ya da komünizm anlamına gelmeyeceğini, devletin birçok yeni alanda öncü ve düzenleyici bir rol almasının yeni bir ülke kurulurken gerekli oldu­ğunu, yeri geldiği zaman söylemiştir. Kemalist devletçilik aynı zamanda halkçılık anlayışının doğal bir uzantısı olarak da gündeme gelmiş­tir. Halk için yapılması gereken tüm girişimlerin devletin öncülüğünde gerçekleştirilmesi, devletçilik ilkesini kendiliğinden öne çıkarmış­tır. Kemalist devletçilik, sosyalist rejimin yaptığı altyapı reformlarını gerçekleştirmenin yolu olarak benimsenmiştir.a
  
Kemalist devletçilik, kamu ve özel sektörler arasında dengeli bir karma ekonomik yapı kurulmasının öncüsü olmuştur.a
 
 
 
 
KEMALİST DEVRİMCİLİK İLKESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?a

Kemalizmin önde gelen ilkelerinden birisi devrimciliktir, çünkü Kemalizm kendi başına bir devrimdir. Ortaçağdan çağdaş dünyaya ge­çerken, imparatorluktan cumhuriyet devletine dönüşme aşamasında, Mustafa Kemal, reformcu bir düzelticiliği değil, ama topluca bir kök­lü devrimciliği benimsemiştir. Devrimciliği, var olan kurumları zorla değiştirmek biçiminde anlayan Mustafa Kemal geçmişin kurumlarını yıkmış, onların yerine genç cumhuriyet devletinin yeni kurumlarını oluşturmuştur. Modernleşme ve gelenekçilik arasında iki yüzyıl bocalayan bir toplumu, gelenekçiliğin bağnaz tutuculuğundan kurtararak, modern dünyanın onurlu üyeleri arasına kökten devrimci bir yaklaşım­la yakınlaştırmıştır. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti`nin yüzü, bir daha geri döndürülmeyecek biçimde çağın en ileri uygarlığına sahip olan batıya döndürülmüştür.a

Kemalizm bir anlamda, emperyalizme karşı yürütülen, bir ulusal kurtuluş devrimidir. Batının emperyalist ülkelerinin işgaline karşı baş­layan ve daha sonra tüm dışa bağımlı ilişkileri tasfiye eden Kemalizm, ülke yönetiminde Osmanlının gevşek yönetimi nedeniyle ortaya çıkan tüm yabancı öncelikleri ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle de batının emperyalist ülkeleri Mustafa Kemal`i fazla sevememişlerdir. Padişah­ları kukla gibi oynatmaya alışmış bulunanlar, karşılarında direnen bir askeri önder bulunca, daha mesafeli ve dışlayıcı bir davranış izlemiş­lerdir.a
 
Kemalizmin devrimcilik ilkesi, daha kuzeyde gerçekleşen sosyalist devrimden yakından etkilenmiştir. Yoksul halk kitlelerinin her türlü istisnalara ve dışa bağımlılığa isyan etmesi karşısında halkın yeni­den benimseyebileceği bir devlet yapısının oluşturulması gerektiğini yerinde kavrayan, Kemal Atatürk, devlet gücü ile de başlamış olduğu devrimleri sürdürmüş ve çağdaş dünyaya karşı kendini koruyabilecek, onurlu biçimde kendisini temsil edebilecek düzeyde yeni bir cumhuriyet devletini, devrimci girişimleri ile kurmuştur.a
 
Kemalizm, sosyalist bir devrim değil, ama batılı anlamda bir burjuva demokratik devrimciliği yapmak istemiştir. İmparatorluk döne­minde oluşan burjuvazinin iktidara ortak olma arzusu ile Türkiye`de de ulusal demokratik burjuva devrimi yapılmış ve bunun sonunda de­mokratik cumhuriyet rejimine geçilmiştir. Tek kişinin yerine ulusun egemenliğinin kurulması, antiemperyalist doğrultuda bağımsız bir si­yasal otoritenin oluşturulması, tam anlamıyla devrimci girişimlerle gerçekleştirilebilmiştir. Kemalist devrimcilik, Türk ulusunun çağ de­ğiştirmesi doğrultusunda atılan kökten devrimci atılımların genel açık­lamasıdır.a

Ortaçağ karanlığından çağdaş aydınlığa geçişi sağlayan Kemalist devrim, Türkiye`de aydınlanma hareketinin öncüsü olmuştur. Günü­müzde devam eden bu süreç Kemalist devrimin korunması ile tamam­lanacaktır.a
  
Kemalist devrim, cumhuriyet ve demokrasi sürecinin tamamlan­ması ile tam anlamda amacına ulaşmış sayılacaktır.a
 
 
 
 
KEMALİZMİN TAM BAĞIMSIZLIK ANLAYIŞI NEDİR?a
 
Kemalizmin ana ilkeleri yanı sıra, bir de hedef ilkeleri vardır. Tam bağımsızlık, hedef ilkelerin en başında gelmektedir. Emperyalizme kar­şı verilen ulusal Kurtuluş Savaşı sonrasında amaç tam bağımsızlığın el­de edilmesi ve bu doğrultuda bağımsız bir ulusal devlet kurulmasıdır.a
 
Atatürk, "Söylev"in genel durum bölümünde şunları söylemek­tedir: "Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak ya­şamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne kadar zen­gin, müreffeh olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar in­sanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez. Yaban­cı bir devletin koruyuculuğunu ve kolaycılığını kabul etmek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği itiraftan baş­ka bir şey değildir. Oysa Türkün onuru, kendisine güveni ve yetenek­leri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus esir yaşamaktan ise yok olsun daha iyidir. Öyleyse ya bağımsızlık ya ölüm."a

Mustafa Kemal, yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti`nin, yüzlerce yıl geri bıraktırılmış ve endüstrileşmesi dışarıdan engellenmiş Osmanlı İmparatorluğu`nun kalıntıları üzerinde oluşturulduğunu iyi bildiğinden, ileri emperyalist ülkelerle başedebilmek ve kendini koruyabilmek için tam bağımsız bir statüye sahip olunması gerektiğini çok iyi biliyordu. Tüm azgelişmiş ülkelerin emperyalizmin boyunduruğun­dan kurtulabilmesi için tam bağımsızlığın zorunlu olduğunu öne sü­ren Atatürk, siyasal ve askeri zaferlerin tek başına yeterli olamayacağını, bunların ekonomik zaferlerle tamamlanması durumunda tam ba­ğımsızlığın gerçekleşebileceğini açıkça dile getiriyordu.a

Bir devletin, uluslararası ilişkilerde bağımsız bir devlet olarak benimsenmesinin, gerçek bağımsızlık için yeterli olamayacağını çok iyi bilen Mustafa Kemal, uygulamada gerçek anlamda bağımsızlığın gerçekleşebilmesi için çeşitli yolları denemiştir. Ekonomik sömürüye yö­nelmiş olan büyük emperyalist devletlerin kendi çıkarları için yeni kurulan devletlerin bağımsızlığına razı olmayacağını da iyi biliyordu. Yüz­lerce yıl kapitülasyon uygulayan emperyalistlere karşı, tam bağımsız bir devlet oluşturabilmek için her alanda tam bir seferberlik ile harekete ge­çen Kemalizm, bu yolda, cumhuriyetin kuruluş yıllarında kendi ölçü­sünde önemli bir yol katetmiştir. Demokrasiye geçilmesi ile beraber ik­tidara gelen sağ partiler ise yeniden bağımlı ekonomiye yönelmişlerdir... Günümüzde karşılıklı bağımlılığı savunan küreselleşmeci ikinci cum­huriyetçilerin en fazla düşman oldukları Kemalist ilke tam bağımsızlık­tır. Bu da, nereden nereye geldiğimizi açıkça göstermektedir.a

Yeni dünya düzeni adı altında bağımlılık anlayışının yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde Kemalizmin tam bağımsızlık ilkesi mazlum uluslar için geleceğe dönük bir umut ışığı olarak yol göster­mektedir.a

Tam bağımsızlığın bir düş değil, ama gerçek olduğunu, Kemalizm yirminci yüzyılın ilk yansında gösterebilmiştir.a
 
 
  
 
KEMALİZMİN ÇAĞDAŞLAŞMA ANLAYIŞI NEDİR?a
 
Kemalizm, Türk ulusunu ortaçağ uykusundan alarak, çağdaş uy­garlığa yöneltirken, kendiliğinden çağdaşlaşmayı ana ilkelerden biri­si olarak benimsiyordu. Mustafa Kemal, ulusal Kurtuluş Savaşı`nın ön­deri olduğu kadar aynı zamanda çağdaşlaşma savaşımının da öncüsü olarak ortaya çıkıyordu. Türk devrimi kendisini, bağımsızlık savaşın­da olduğu kadar, çağdaşlaşma savaşında da bulmaktadır.a

Türkiye için çağdaşlaşma, yalnızca batının tekniğinin alınması de­mek değildi. Batıyı batı yapan düşünce ve yaşam biçiminin benimsen­mesi çok önem taşıyordu. Çağdaş uygarlığı temsil eden batı uygarlığının içine eşit koşullarda onurlu bir üye olarak girebilmek için büyük bir savaşımın verilmesi gerekiyordu. Dünyada her şey için gerçek yol göstericinin bilim olarak benimsenmesinden sonra ülkede gerçek bir kalkınma yarışı başlatılabilmiştir. Mustafa Kemal, iyi bir tarih araştırmacısı olduğu için Türklerin tarihten gelen özelliklerini iyi biliyordu. Orta Asya`da tarih sahnesine çıkmış olan Türkler, tarihin her döneminde uygarlığın ardından koş­muşlardır. Hiçbir zaman o dönemin uygarlığına sırtlarını dönmemiş­ler, aksine yüzlerini dönerek, bu uygarlığa erişebilmek için büyük ça­ba göstermişlerdir. Bilim ve uygarlık neredeyse, Çin`e, Hindistan`a, Arabistan`a, Mısır`a ve daha sonra da Avrupa`ya yönelerek en ileri uy­garlığın içinde olmak doğrultusunda büyük çaba göstermişlerdir. Ke­malizmin tarih sahnesine çıktığı dönemde Avrupa en ileri uygarlığı temsil ettiği için Türk devrimi de çağdaşlaşma doğrultusunda, batıya ya­ni Avrupa`ya yönelmiştir.a

Mustafa Kemal, körükörüne bir batıcılığı hiçbir zaman savunma­mıştır, çünkü böylesine olumsuz bir batıcılığın Türkiye`yi batının sö­mürgesi ya da uydusu durumuna getireceğini iyi biliyordu. Türk ulu­sunun, doğuştan gelen yüksek karakterine güvenen Atatürk, var olan güçlüklerin yenileceğini ve Türk ulusunun çağdaş uygarlık yolunda emin adımlarla ilerleyeceğini açıkça belirtiyordu. O gün Avrupa`nın, çağdaş uygarlığı temsil ettiğini bilen Mustafa Kemal, bu doğrultuda çağdaşlaşma hareketini yönlendiriyor, ama yeri geldiği zaman da do­ğudan doğan güneş gibi doğu uluslarının da bir gün yükseleceğini açıkça söylüyordu. Taklitçi bir batıcılık yerine gerçekçi ve değişken bir çağdaşlaşmacılık, Kemalizmin ana ilkelerinden birisi olmuştur. Ba­tı zaman içinde üstünlüğünü yitirirse, çağdaş uygarlık dünyanın bir baş­ka yanına kayarsa, o zaman Türkiye Cumhuriyeti gene çağdaşlaşma yolunda yeni uygarlık merkezlerine yüzünü dönecek ve o uygarlığa ye­tişmek için çalışacaktır. Yapılan devrimlerin tamamı, Türk ulusunun tümüyle uygar bir toplum yapısına kavuşmasını sağlamaktır.a

Postmodernizm adı altında ortaçağ değerlerine geri dönmenin empoze edildiği günümüzde, Kemalist çağdaşlaşma ilkesi daha çok an­lam kazanmakta ve geri dönüş eğilimlerine karşı Türk ulusuna yön göstermektedir.a

Kemalizmin hedefi postmodernizm değil, ama modernleşme sü­recinin tamamlanmasıdır.a
  
 
 
 
KEMALİZMİN ULUSAL EGEMENLİK ANLAYIŞI NEDİR?a

Kemalist rejim, Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı gün, kürsünün arkasına "Egemenlik kayıtsız, şartsız ulusundur" ilkesini yaza­rak, Meclis`in hangi anlayışla çalışacağını açıkça göstermiştir. Önce­liği cumhuriyete vermesine karşılık gene de son amaçta demokrasiyi kurmayı amaçlamıştır. Ulusal egemenliğin ana ilkelerden birisi olarak benimsenmesinin arkasında yatan neden, batı tipi bir demokratik cum­huriyetin kurulması hedefidir.
Sivas Kongresi ile beraber bir ulusun doğuşunun temellerini atan Kemalist hareket, devleti ulusal tabana oturtmak ve kurulan ulusal devletin egemen gücü durumuna da yeni tarih sahnesine çıkmakta olan Türk ulusunu getirmek istiyordu. Yeni rejimi, sağa sola çekmek iste­yenlerin önüne Türk ulusunu gerçek bir tarihsel güç olarak çıkartan Mustafa Kemal, ulusun gücü ile her türlü zorluğun üzerinden gelmek için çaba gösteriyor ve ulusal egemenliği geçerli kılarak, yeni devleti böylesine bir temelin üzerine oturtmak istiyordu.a

Mustafa Kemal`e göre ulusal egemenlik, bir ulusun kendi yazgı­sına sahip olması demektir. Ulusal egemenlik, demokrasi anlamına gel­diği gibi aynı zamanda yurduna bağlı ulusun, ülke yönetimini eline ge­çirmesidir. Ulusal egemenlik, demokrasi ile beraber cumhuriyet ile de bütünleşmektedir. Her ulus, kendisini yönetme hakkına sahiptir, ulus­lar kendilerine layık olan yönetimlere sonunda kavuşurlar. Bir ulus eğer başa geçen yönetimi beğenmezse, bir süre sonra onu değiştirebilir. Her yönetim iktidar koltuğuna saltanat sürmek için değil, hizmet etmek için gelir. Ulus tarafından seçilenler, ulus adına ve ulusun yararına ülkeyi yönetmek zorundadırlar. Ulusun çıkarlarından sapma gösterenler, so­nunda kendilerini seçen ulusa hesap vermek zorunda kalırlar. Ulusal egemenlik ilkesi kesinlikle hükümdar tanımaz. Ulus kendini yönetmek üzere karar verirse, kendi içinden seçeceği temsilcilere belirli bir süre için yetki verir ve böylece kendi kendine yönetimi gerçekleştirir.a

Atatürk, ulusal egemenlik anlayışı ile aslında çağdaş anlamda de­mokrasiyi tanımlarken, bir an önce ulusal kurtuluşu gerçekleştirmek ve daha sonra da yeni bağımsız yapılanma ile gerçek anlamda demok­rasiye ulaşmak istiyordu. Ülkede tam anlamıyla bir egemenlik savaşı yürütülürken bile, Mustafa Kemal önceliği ulusal egemenliğe veriyor ve kesinlikle bir otoriter rejime yönelmeyi düşünmüyordu. Ulusçulu­ğu ana ilke olarak benimseyen Kemalizm, ülkede tam anlamıyla bir ulusal egemenlik rejimi oluşturmak istiyor ve bunu da geleceğe dönük kurumlaştırmanın yollarını arıyordu. Antiemperyalist savaşımın ger­çek hedefi de bunun sağlanmasıydı. Türk ulusunun kendi ülkesinde tam anlamıyla kuracağı egemenlik, her türlü yoz siyasal rejime karşı ulusun geleceğini güven altında tutacaktı.a

Günümüzde, uluslararası tekelci sermayenin güdümünde bir politik yapı oluşturma çabaları, Kemalizmin ulusal egemenlik, ilkesine ayrı bir anlam kazandırmaktadır.a

Türk ulusu, yeni emperyalizme karşı ancak ulusal egemenliğe da­yanan üniter devlet yapışım koruyarak direnebilecektir.a
 
 
 
 
KEMALİZMİN ULUSAL KALKINMA ANLAYIŞI NEDİR?a
 
Kemalizmin ana ilkeler olarak benimsediği prensipler tümü ile ele alındığı zaman, aynı zamanda ulusal kalkınmayı da temel bir ilke ola­rak benimsediği görülmektedir. Ulusal kalkınma anlayışı, emperyaliz­min koskoca Osmanlı İmparatorluğu`nu dış borç batağı ile kapitülas­yonlarla, kısa zamanda çökertmeyi başarması olgusunun iyi kavranmasıyla, bu sürece karşı ulusal kurtuluşçular tarafından geliştirilmiş olan bir kalkınma tezidir.a

Tümü ile bir ulus ve ulusal devlet yaratmak üzere yola çıkan Ke­malist hareketin bunun doğal sonucu olarak, bir ulusal kalkınma stra­tejisinden yana olacağı açıktır. Osmanlı döneminin kapitülasyonlar ve dış borç batağı denemeleri de, bu açıdan Kemalizme yardımcı olmuş ve bu seçeneklerin kesinlikle düşünülmemesi gereğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle yeni devletin, bu bölgeleri sömürgeye dönüştür­mek isteyen emperyalist ülkelere karşı savaşarak kurulması, savaş meydanında sürdürülen kavganın daha sonra ekonomik alanda da izlenmesini kendiliğinden gündeme getirdi.a

Ulusal Kurtuluş Savaşı, bir ulusun kendi olanakları ile başlattığı başarıya ulaştırdığı bir olgudur. Halkın kendi yağı ile kavrulma ge­leneği, bu aşamadan sonra da sürmüş ve hızlı bir ekonomik kalkınma için ulusal güçler ve potansiyel seferber edilmiştir. Türkiye Cumhuri­yeti gibi bağımsız ve güçlü bir devleti bu bölgede istemeyen emper­yalist batılı ülkelerin her türlü engellemelerine karşılık, bu ulusal amacın gerçekleştirilmesi zorunlu bulunuyordu.
Ekonomik açıdan güçlü olmak, gelecekte gerçekleştirilmesi dü­şünülen hedeflerin başarıya ulaşması için önde gelen koşuldu. Yerli ma­lı haftaları ve seferberlikleri ile vatandaşta böylesine bir ulusal kalkın­ma bilinci yaratıldı. Kurtuluş Savaşı`nda, elinde avucunda ne varsa or­taya döken Türk halkı daha sonra izlenen ekonomik kurtuluş savaşın­da da tüm ulusal olanaklarım seferber ederek, kısa zamanda azgeliş­mişlik çemberini kıran ve bölgesindeki ülkelere oranla daha gelişmiş bir ülke yaratılmasına büyük katkılarda bulundu.a

Özellikle, dünya ekonomik bunalımından sonra, Kemalist yöne­tim beşer yıllık ekonomik kalkınma programlan ile ülkede ulusal bir endüstri kurma konusunda ciddi adımlar attı. Bu doğrultuda, kararlı ve düzenli bir devletçilik politikası uyguladı. Devlet ülkede var olan tüm olanakları seferber ederek dış yardım almadan, ülkenin kendi ko­şullarında hızlı bir ekonomik kalkınma gerçekleştirebilmesi için her şeyi yapmaya çaba gösterdi. Kemalizmin bu yöntemi, daha sonraki dö­nemlerde, emperyalizme karşı ulusal kurtuluş savaşı veren ve sosya­list kalkınma modelini uygulamayan tüm üçüncü dünya ülkeleri için örnek bir olay olarak etkisini duyurmuştur. Kapitalist ve sosyalist yol­dan kalkınma yarışı arasına, Kemalist yoldan, ulusal kalkınma mode­li de ciddi bir seçenek olarak girmiştir. Asya ve Afrika`nın geri kalmış ulusları, Kemalizmin ulusal kalkınma ilkesi doğrultusunda antiemperyalist bir savaşım vermişlerdir.a
 

Kaynakça / Anıl ÇEÇEN, Kemalizma
 
 
 

 
ATATÜRK’ÜN KENDİ İFADESİYLE İLKELERİNİN TANIMIa
 
I. TEMEL İLKELERa

Cumhuriyetçilika
 
Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)a
 
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)a
 
Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir... (1925)a
 
Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilatımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki, onun adı Cumhuriyet’tir. Artık hükümet ele millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)a
 
 
 
Ulusalcılıka
 
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir. (1930)a
 
Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir soyun evlatları ve hep aynı cevherin damarlarıdır. (1932)a
 
Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (1923)a

 
 
Halkçılıka

İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir. (1921)a
 
Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum sistemidir. (1921)a
 
Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil fakat kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir toplum olarak görmek esas prensiplerimizdendir. (1923)a
 
 
 
Devletçilika

Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak. (1936)a
 
Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. (1930)a
 
Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz; bununla beraber, hiç bir piyasa da başıboş değildir. (1937)a
 
 
 
Lâiklika
 
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)a
 
Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. (1930)a
 
Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)a
 
 
 
Devrimcilika
 
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam görünüşüyle uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. (1925)a
 
Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. (1925)a
 
 
 
 
II. BÜTÜNLEYİCİ İLKELERa
 
1. Ulusal Egemenlika
 
Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu milli egemenliktir. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğidir. (1923)a
 
Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin sağlanması, istikrarı ve korunması ancak ve ancak tam ve kesin anlamıyla milli egemenliği sağlamış bulunması ile devamlılık kazanır. Bundan dolayı; hürriyetin de eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. (1923)a
 
 
 
2. Tam Bağımsızlıka

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. (1921)a
 
Türkiye devletinin bağımsızlığı mukaddestir. O, ebediyen sağlanmış ve korunmuş olmalıdır. (1923)a
  
 
 
3. Milli Birlik ve Beraberlika
 
Millet ve biz yok, birlik halinde millet var. Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Biz milli varlığın temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz. (1936)a
 
Toplu bir milleti istila etmek, daima dağınık bir milleti istila etmek gibi kolay değildir. (1919)a
  
 
 
4. Yurtta Sulh (Barış), Cihanda Sulha
 
Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz. (1931)a
 
Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve terakkisinde en esaslı amil olsa gerektir. (1933)a
 
Sulh milletleri refah ve saadete eriştiren en iyi yoldur. (1938)a
 
 
 
5. Çağdaşlaşmaa
 
Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya, mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız vebunu yapmaya mecburuz. (1925)a
 
Biz Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz. (1926)a
   
 
 
6. Bilimsellik ve Akılcılıka
 
a ) Bilimsellik: Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. (1924)a
 
Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet bilimdir. (1933)a
 
b) Akılcılık: Bizim, akıl, mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. (1925)a
 
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. (1926)a
 
  
 
7. İnsan ve İnsanlık Sevgisia
 

İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzülünecek bir sistemdir. insanları mesut edecek yegane vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir, (1931)a
 
Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. (1936)a
 
 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
 
 
“Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.”a
 
 
Kemal ATATÜRKa
 
 
 
Kaynakça / Berlin Atatürkçü Düşünce Derneği Bilgisunar(İnternet) Sayfasıa
 

Bu yazı "2.289" defa okundu.

Arkadaşına Gönder  Sayfayı Yazdır Facebook'e kaydet! Google'a kaydet! MSN'e kaydet! Yahoo'ya kaydet! Add Post to del.icio.us Bookmark Post in Technorati Furl this Post! Spurl'e kaydet! http://reddit.com/submit?url=%url%&title=%title% Wong'e kaydet!
Yorumlar
Bu yazıya henüz yorum yazılmadı.İlk yazan siz olun.
Bu Alandaki Diğer Başlıklar
TANZİMAT FERMANI (GÜLHANE HATTI HÜMAYUNU) (3 Kasım 1839)
28 ŞUBAT 1997 / MGK KARARLARI ve YENİ ULUSAL SAVUNMA ÇİZGİSİ
27 MAYIS 1960 DEVRİMİ ve SÜRECİ / 1961 ANAYASASI
12 MART 1971 MUHTIRASI
SİVAS KONGRESİ KARARLARI
SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)
SENED-İ İTTİFAK (1808)
NİZAM-I CEDİD (III. SELİM DÖNEMİ / 1789-1807)
MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ (20 Temmuz 1936)
MİSAK-I MİLLÎ KARARLARI
MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI (11 Ekim 1922)
MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI (30 Ekim 1918)
31 MART İSYANI (13 Nisan 1909)
II. MEŞRUTİYET (24 Temmuz 1908)
I. MEŞRUTİYET (23 Aralık 1876)
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI (24 Temmuz 1923)
KABOTAJ KANUNU
JÖN TÜRKLER (1866)
İZMİR İKTİSAT KONGRESİ (17 Şubat – 4 Mart 1923)
İTTİHÂT VE TERÂKKİ CEMİYETİ (1908-1918)



Copyright © 2018 yadigardundar.com

Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

  

teknoloji