Y Yadigâr DÜNDARKİŞİSEL WEB SİTESİ

ABD ve AB’nin Türkiye Politikalarını Kemalist Perspektiften Okumak

Türkiye’nin Batı dünyasıyla ilişkileri, yalnızca diplomatik tercihlerin veya dönemsel krizlerin toplamı değildir. Bu ilişkiler; bağımsızlık, egemenlik, laiklik, güvenlik, ekonomi ve millî kalkınma başlıklarının kesiştiği uzun bir tarihsel zeminde şekillenir. ABD ve Avrupa Birliği’nin Ankara’ya yönelik politikaları değerlendirilirken bu çok katmanlı yapı göz ardı edildiğinde, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı fırsatlar ve baskılar eksik okunur.

Kemalist bakış, dış politikayı bir devletin kendi kararlarını alabilme kapasitesi üzerinden ele alır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi pasif bir teslimiyet çağrısı değil, bağımsız karar verebilen, komşularıyla barış içinde yaşayan ve ulusal çıkarlarını koruyan bir devlet anlayışıdır. Bu nedenle Batı ile ilişkiler ne bütünüyle reddedilmeli ne de sorgulanmadan kutsanmalıdır.

Türkiye’nin NATO üyeliği, Avrupa kurumlarıyla ilişkileri, Gümrük Birliği, enerji koridorları ve savunma iş birlikleri, aynı zamanda bağımlılık sorunlarını da gündeme getirir. Dengeli bir değerlendirme; güvenlik ortaklıklarının, ekonomik bağların ve demokratik standart tartışmalarının arkasındaki güç ilişkilerini birlikte incelemeyi gerektirir.

Tarihsel zeminde Batı ile ilişkiler

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında temel hedef, Osmanlı Devleti’nin yarı bağımlı konumundan çıkmış, siyasal ve ekonomik egemenliğini sağlamış bir ulus devlet kurmaktı. Lozan Antlaşması bu hedefin diplomatik güvencesini oluştururken, hukuk ve eğitim alanındaki devrimler Türkiye’yi çağdaş devlet düzenine taşıdı. Batılılaşma, bu dönemde başka devletlerin iradesine bağlanmak anlamına gelmiyor; bilimin, aklın ve kurumsal ilerlemenin millî temelde benimsenmesini ifade ediyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımı, Sovyetler Birliği’ni çevreleme stratejisi içinde şekillendi. NATO üyeliği Türkiye’ye güvenlik şemsiyesi sağlarken, dış politika alanında Washington’a duyulan bağımlılığı da artırdı. Askerî yardımlar, üs anlaşmaları ve savunma tedariki zamanla siyasi pazarlıkların unsuru hâline geldi. Kemalist perspektif açısından sorun, ittifak ilişkisinin varlığından çok, bu ilişkinin ulusal karar alma mekanizmalarını sınırlamasıdır.

Avrupa ile ilişkilerde ise ekonomik bütünleşme, demokratikleşme ve hukuk devleti ölçütleri öne çıktı. Bununla birlikte Avrupa devletlerinin Türkiye’ye yönelik politikaları her zaman ilkesel ve tutarlı olmadı. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda insan hakları söylemini geri plana atan Avrupa başkentleri, Ankara’yı eleştirirken çifte standart uygulayabildi.

Washington’un stratejik ortaklık anlayışı

ABD’nin Türkiye politikası, çoğunlukla jeopolitik öncelikler tarafından belirlenir. Türkiye’nin Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Doğu Akdeniz’e açılan konumu Washington için büyük stratejik değer taşır. Bu nedenle ABD, Türkiye’yi hem NATO’nun önemli bir üyesi hem de bölgesel gelişmeleri etkileyebilecek bir aktör olarak görür.

Ancak stratejik ortaklık kavramı, iki ülkenin bütün meselelerde aynı düşündüğü anlamına gelmez. Suriye’de terör örgütleriyle kurulan ilişkiler, F-35 programı, S-400 savunma sistemi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meseleleri, ortaklık söylemi ile uygulama arasındaki farkı görünür kılmıştır. Ankara açısından temel mesele, müttefiklik hukukunun güvenlik kaygılarını karşılayacak biçimde işletilmesidir.

Kemalist dış politika, ABD ile ilişkilerde kopuşu değil, karşılıklılığı savunur. Türkiye, kendi savunma sanayisini güçlendirmeli, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltmalı ve ittifaklarını millî güvenlik hedefleriyle uyumlu hâle getirmelidir. İncirlik veya NATO gibi konular, duygusal tepkilerle değil, Türkiye’nin egemenlik hakları ve somut çıkarları çerçevesinde ele alınmalıdır.

Avrupa Birliği ile üyelik ve egemenlik dengesi

Avrupa Birliği üyeliği, Türkiye’de uzun süre demokratikleşme ve refah beklentisiyle birlikte değerlendirildi. Gümrük Birliği sayesinde ticari ilişkiler derinleşti; Türkiye sanayisi Avrupa pazarına daha fazla bağlandı. Fakat bu yapı, Türkiye’nin karar alma süreçlerine sınırlı katılımıyla birlikte yürüdüğü için ekonomik yükümlülükler ile siyasal temsil arasında eşitsizlik doğurdu.

AB’nin demokrasi, yargı bağımsızlığı, temel haklar ve azınlık politikaları konusundaki eleştirileri bütünüyle değersiz değildir. Hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin güvence altına alınması, Türkiye’nin kendi yurttaşları için yerine getirmesi gereken millî bir sorumluluktur. Bu standartların yalnızca Brüksel istediği için değil, Cumhuriyet’in yurttaşlık ve hukuk anlayışı gereği savunulması gerekir.

Bununla beraber, AB raporlarının Türkiye’nin güvenlik kaygılarını, terörle mücadele koşullarını ve bölgesel tehditleri yeterince dikkate almadığı dönemler olmuştur. Kopenhag kriterleri, Türkiye’nin üniter yapısını zayıflatacak siyasi taleplerin aracı hâline getirilmemelidir. Avrupa ile bütünleşme hedefi, ulusal egemenlikten vazgeçme pahasına sürdürülemez.

Güvenlik, ekonomi ve enerji eksenleri

ABD ve AB politikalarının Türkiye üzerindeki etkisi, diplomatik açıklamalardan çok güvenlik, ticaret ve enerji alanlarında hissedilir. Suriye ve Irak’taki gelişmeler, Ege ve Doğu Akdeniz anlaşmazlıkları, Karadeniz’deki güç dengesi ve düzensiz göç, Türkiye’nin dış politika gündemini doğrudan etkiler. Ankara’nın bu başlıklarda edilgen bir konuma düşmesi, yalnızca dış politikayı değil, iç güvenliği de zedeler.

Ekonomik alanda Avrupa Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biridir. Bu bağ, ihracat ve yatırım açısından önemli fırsatlar üretirken, yüksek teknoloji ve sermaye bakımından dışa bağımlılığı sürdürebilir. ABD ile ilişkilerde uygulanan yaptırımlar ve finansal baskılar da Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını artırır. Kalıcı çözüm, dış ortakları değiştirmekten önce üretim gücünü ve ekonomik dayanıklılığı yükseltmektir.

Alan ABD yaklaşımı AB yaklaşımı Kemalist değerlendirme
Güvenlik NATO, bölgesel askerî iş birlikleri ve stratejik üsler Sınır güvenliği, göç ve terörle mücadele İttifaklar millî savunma kapasitesini ikame etmemeli
Ekonomi Finans, savunma teknolojisi ve yaptırım araçları Ticaret, Gümrük Birliği ve yatırım ilişkileri Üretim ve teknoloji bağımsızlığı güçlendirilmeli
Demokrasi Dönemsel ve stratejik önceliklere bağlı eleştiriler Kriterler ve ilerleme raporları üzerinden baskı Hukuk ve özgürlükler dış baskıdan bağımsız korunmalı
Enerji Bölgesel enerji dengeleri ve deniz yolları Enerji arz güvenliği ve çeşitlendirme Enerji kaynakları millî çıkarlar doğrultusunda yönetilmeli

Enerji politikası da bu ilişkinin kritik bir parçasıdır. Türkiye’nin enerji geçiş yolları üzerindeki konumu önemli bir avantajdır; ancak enerji ithalatının yüksekliği stratejik kırılganlık yaratır. Yenilenebilir enerji, nükleer teknoloji, yerli kaynakların verimli kullanımı ve bölgesel bağlantıların dengeli yönetimi, dış politika bağımsızlığını destekleyecek başlıca araçlardır.

Laiklik ve demokratik cumhuriyet meselesi

Kemalist perspektifin ABD ve AB politikalarına ilişkin en önemli ölçütlerinden biri laikliktir. Laiklik, yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değildir; yurttaşların inançları karşısında devletin tarafsız kalması, hukukun akla ve bilime dayanması ve siyasal meşruiyetin dinsel otoriteden bağımsız olmasıdır. Türkiye’nin Batılı aktörlerle ilişkilerinde bu ilkenin korunması, Cumhuriyet’in temel niteliğidir.

ABD’nin bölgesel politikalarında zaman zaman siyasal İslamcı hareketlerle kurduğu ilişkiler, Türkiye’de laiklik bakımından ciddi soru işaretleri yaratmıştır. Benzer biçimde Avrupa’nın, demokratik çoğulculuk adına laik hukuk düzenini aşındırabilecek taleplere mesafeli yaklaşmaması da eleştirilmelidir. Demokratik haklar, laik Cumhuriyet’in ortadan kaldırılması anlamına gelecek biçimde yorumlanamaz.

Türkiye’nin gerçek demokratikleşmesi, dışarıdan ithal edilen modellerle değil, anayasal yurttaşlık anlayışının güçlendirilmesiyle sağlanır. Devletin bütün yurttaşlara eşit mesafede durması, kadın haklarının güvence altına alınması, eğitimde bilimselliğin korunması ve yargının siyasetten bağımsız işlemesi, hem millî egemenliğin hem de çağdaş demokrasinin gereğidir.

İç siyaset, seçimler ve dış baskı

ABD ve AB, Türkiye’nin iç siyasetini değerlendirirken seçimler, ifade özgürlüğü, yargı ve muhalefet alanlarına odaklanır. Bu başlıkların önemi açıktır; ancak dış aktörlerin değerlendirmeleri Türkiye’deki siyasi dengeleri biçimlendiren müdahale araçlarına dönüşmemelidir. Demokratik meşruiyetin kaynağı, Türk milletinin özgür iradesidir.

Seçim sistemi tartışmaları, dış politika ile iç siyaset arasındaki bağlantıyı açıkça gösterir. Temsilde adalet ve yönetimde istikrar arasındaki denge, yalnızca teknik bir seçim hukuku konusu değildir; devletin karar alma kapasitesini de belirler. Bu konuda seçim barajı tartışmaları, demokratik temsil ile siyasal istikrar arasındaki gerilimi anlamak açısından yararlı bir çerçeve sunar.

Dış destek arayışının iç siyasette meşruiyet aracı hâline getirilmesi, millî iradenin zedelenmesine yol açar. Aynı şekilde iktidarın her dış eleştiriyi düşmanlık sayması da demokratik denetimi zayıflatır. Sağlıklı yaklaşım, eleştiriyi kendi hukuk ve anayasa düzenimiz içinde değerlendirmek; dış müdahaleye ise açık ve kararlı biçimde karşı çıkmaktır.

Bağımsız dış politika için temel ilkeler

Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde kalıcı bir denge kurabilmesi için aşağıdaki ilkeler belirleyici olmalıdır:

  • Karar süreçlerinde millî egemenlik ve anayasal düzen korunmalı.
  • Savunma sanayisi ile yüksek teknoloji yatırımları hızlandırılmalı.
  • Laik, bilimsel ve kamucu eğitim anlayışı güçlendirilmeli.
  • Çok yönlü diplomasi, bağımlılık yaratmayacak biçimde yürütülmeli.

Gündelik politika değerlendirmelerinde şu ölçütler de kullanılabilir:

  • Bir anlaşmanın Türkiye’ye somut güvenlik ve ekonomik katkısı incelenmeli.
  • İnsan hakları söylemi kadar uygulamadaki çifte standartlar da izlenmeli.
  • Enerji ve finans bağımlılığının siyasi sonuçları hesaba katılmalı.
  • Hiçbir dış başkent, Türk milletinin siyasal iradesinin üzerinde görülmemeli.

Bu yaklaşım, Türkiye’nin ABD ve Avrupa’dan kopmasını değil, ilişkilerini eşitlik temelinde yeniden kurmasını hedefler. Kendi gücünü artıran bir Türkiye, müttefikleriyle daha sağlıklı pazarlık yapabilir ve dış baskılara karşı daha dirençli hâle gelir.

Millî egemenlik temelinde yeni denge

Türkiye’nin ABD ve AB ile ilişkilerinde temel sorun, Batı ile temas kurulması değil, temasın hangi koşullarda yürütüldüğüdür. Atatürk’ün bağımsızlık anlayışı, dünyadan soyutlanmayı değil, uluslararası ilişkilerde şahsiyet sahibi olmayı gerektirir. Türkiye; NATO, Avrupa ekonomisi ve küresel diplomasi içinde yer alırken kendi güvenlik anlayışını, laik Cumhuriyet düzenini ve kalkınma önceliklerini korumalıdır.

Bu hedef için dış politikada kurumlar arası koordinasyon güçlendirilmeli, Meclis’in denetim rolü artırılmalı ve uzun vadeli millî strateji oluşturulmalıdır. Toplumun tarih bilgisi, medya okuryazarlığı ve dış politika bilinci yükselmeden sağlıklı bir kamuoyu oluşamaz. Bu alandaki değerlendirmeler için Yadigâr Dündar’ın kişisel sitesi ve güncel yorumların yer aldığı Tazeen değerlendirmeleri farklı bakış açılarını izlemeye yardımcı olabilir.

Somut ilk adım, ABD ve AB ile yapılan başlıca savunma, enerji ve ticaret anlaşmalarını millî egemenlik, ekonomik bağımsızlık ve laik hukuk devleti ölçütleriyle düzenli biçimde inceleyen bağımsız bir çalışma dosyası hazırlamaktır.