Seçimlerde ittifak mantığı ve Kemalist seçmenin tercihi
Türkiye’de seçim sonuçları, oy sayılarının toplanmasıyla birlikte hangi partilerin hangi program etrafında iş birliği kurabildiğini de gösterir. Tek başına yönetmek isteyenler için asıl mesele, seçim öncesi ittifakları ikna etmek; koalisyon arayanlar için ise ortak bir zeminde buluşmaktır. Bu yüzden ittifak mantığı, salt seçim tekniği olmaktan çıkar ve devletin geleceğine ilişkin yönetim sözleşmesine dönüşür.
Kemalist seçmenin bu sözleşmede aradığı değerler belirgin: laik devlet, hukukun üstünlüğü, ulusal bağımsızlık ve halkın refahı. Atatürk’ün mirası, iktisadi ve siyasi kararların Türkiye’nin kendi iradesiyle alınmasını gerektirir. Aynı zamanda toplumsal barışın ve çoğulculuğun korunması, bu ilkelerin gündelik hayattaki karşılığıdır.
Bir partiyi desteklemek ile o partinin kuracağı hükümeti onaylamak aynı şey değildir. Oylar, bölünmüş bir sahne üzerinde toplandığında, belirli eşikleri aşan grupların sonradan uzlaşma zorunluluğu doğar. Seçmenin kararı bu nedenle yalnızca adaylar arasındaki yarışta değil, yönetim alacak güçlerin birbirini nasıl dengeleyeceğinde de belirginleşir.
İttifakın seçim matematiği
Seçim hukukunun ve siyasi kültürün belirlediği eşikler, ittifakları zorunlu bir aşamaya dönüştürebilir. Mevcut yasal oranları aşmak için gereken oy, partilerin farklı seçmen kesimlerine farklı vaatlerle seslenmesini zorunlu kılar. Sonuçta her bir parti, kendi tabanını korurken başka bir partinin seçmenine de güven veren bir dil kurmak zorunda kalır. Bu ortak dilin seçim sonrasında ne kadar işe yarayacağı ise ittifakın asıl sınavıdır.
Buradaki stratejik hesap, tercihlerin tamamen rasyonel olduğu anlamına gelmez. İdeolojik kimlik, güven, yerel örgütlerin etkisi ve adayların geçmişteki icraatı seçim davranışını birlikte belirler. Buna karşılık siyasi aktörler açısından hesap daha ölçülebilirdir: oy eşiği, koşullu oy desteği, Meclis aritmetiği ve başkanlık seçimiyle milletvekili seçiminin farklı sonuçlar doğurabilmesi. İttifak, bu teknik belirsizlikleri yönetmek için kurulur.
Bu nedenle ortaklıkların yalnızca seçim öncesi beyanlarla sınırlı kalmaması gerekir. En azından laiklik, savunma, dış politika, ekonomi ve sosyal düzen başlıklarında uyumlu bir çerçeve bulunmalıdır. Laiklik ilkesinin devletin işleyişindeki yeri, Laiklik ilkesi ve Türkiye'nin geleceği başlıklı değerlendirmede ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Ortak programın ikna ediciliği, karşılıklı güvenin yanı sıra uygulanabilir ölçütlerle ölçülür.
Kemalist programın ölçütleri
Kemalist seçmen tek bir çıkar grubuyla sınırlı değildir. Emekli, genç, esnaf, çalışan ve üretici kesimleri arasında ekonomik beklentiler farklılaşabilir; laiklik ile milliyetçilik konusundaki vurgu da çoğu zaman aynı değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihî kimliği, laiklik ve ulusal devlet seçkisini bir araya getirir. Bu çeşitlilik, ortak bir çatı altında buluşmayı gerektiğini gösterir.
Bir partinin seçmenine yaptığı söz, devletin nasıl yönetileceğine dair somut vaatlerle ölçülmelidir. Vergi adaleti, enflasyonla mücadele, istihdam, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik başlıkları gündelik hayatı doğrudan etkiler. Güvenlik söylemi ne kadar güçlü olursa olsun bu başlıklarda kayda değer bir program bulunmadığında seçim sonrası hayal kırıklığı kaçınılmazdır. Milliyetçi bir duruş, ekonomik adalet ve hukuk devleti ilkesinin yerini tutamaz.
Dış politika da ittifakların iç tutarlılığını sınar. Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD ile stratejik bağları, Avrupa Birliği ile ticari ve siyasi ilişkileri, Rusya ile komşuluk gerilimi arasında hassas bir denge kurulmalıdır. Bu dengeyi yalnızca ret söylemiyle kurmak yerine ulusal çıkarı öncelikli kılmak gerekir. Türk dış politikasında Rusya ve AB dengesi başlığındaki çerçeve, bağımsız bir dış politika ile iş birliği ihtiyacının birlikte yürütülebileceğini gösterir.
Karşılaştırmalı tercih ölçütleri
Bir ittifakı, yalnızca kaç sandalye getireceği üzerinden değil, kuracağı yönetimin niteliği üzerinden değerlendirmek gerekir. Ortak programın gücü, kurumsal dengeyi kurma becerisi ve kamuya verilen hesap verebilirlik aynı soru başlığı altında incelenebilir. Farklı modellerin güçlü ve zayıf yönleri şöyle karşılaştırılır:
| İttifak biçimi | Sağladığı avantaj | Taşıdığı risk | Kemalist seçmenin aradığı denge |
|---|---|---|---|
| Ortak programa dayalı blok | Kararların daha öngörülebilir hâle gelmesi ve kamuoyunun desteğinin arkasında durulması | Ortak söylemin yalnızca destek toplamaya yaraması | Laiklik, güvenlik ve ekonomik yönetim ilkelerinin programda korunması |
| Esnek koalisyon | Tekil sorunlara hızlı çözüm bulmak ve yönetilebilirlik sağlamak | İdeolojik mesafelerin sorunlu dosyalarda derinleşmesi | Ortak hükümetin kararlarından sorumlu kalması ve kamuyla açık hesap verilmesi |
| Tek başına iktidar arayışı | Görüşme ve pazarlık gerektirmeyen karar alma rahatlığı | Parlamenter desteğin yetersiz kalması durumunda kurumsal tıkanma | Meclis desteği ile halk arasındaki uyumun birlikte korunması |
Gündelik hayatı doğrudan etkileyen başlıklarda ortak programın somut olması şarttır:
- Laiklik, din özgürlüğü ve devletin tarafsızlığı arasındaki sınırın açık yazılması.
- Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel hakların güvence altına alınması.
- Enflasyonla mücadele, üretim ve istihdam politikalarının birlikte değerlendirilmesi.
- Emekli, ücretli ve gençlere yönelik sosyal politikaların kaynaklarıyla gösterilmesi.
İttifakın devlet işleyişine ilişkin taahhütleri de programla aynı düzeyde açık olmalıdır:
- Ortak programın seçim öncesi ve seçim sonrasında aynı ölçüde uygulanması.
- Bakanlık, bürokrasi ve yerel yönetimler arasında yetki paylaşımının belirlenmesi.
- Meclis işleyişinin çoğunluk iradesiyle hukuk devleti ilkesinin birlikte korunması.
- Ekonomik, güvenlik ve diplomatik krizlerde ortak irade oluşturulması.
Bu ölçütler, destek toplama kolaylığını tek başına yeterli görmeyen bir tercih anlayışını ortaya koyar. İttifakın bütünlüğü, katılan tarafların ortak programı koruma isteğiyle doğar. Oy eşiğini aşmak için kurulan yapı, seçim sonrasında kamuoyuna hesap vermek zorundadır.
Ulusal güvenlik ve egemenlik ekseni
Ulusal güvenlik, ittifakların dış politika dilini belirleyen başlıktır. Egemenlik, sınır güvenliği, savunma sanayii, enerji ve terörle mücadele gibi alanlar devletin sürekliliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu alanlarda alınan kararların şeffaf, hukuka uygun ve kurumsal ölçüde savunulabilir olması, ittifakın kamuoyu ne kadar güçlü kılacağından bağımsız önem taşır. Güvenlik söylemi, farklı toplumsal kesimlerin hayatını düzenleyen bir programın önüne geçmemelidir.
Milliyetçilik farklı ülkelerde farklı tarihsel deneyimler kazanmıştır. Hindistan ile Rusya-Ukrayna savaşı arasındaki ilişkiyi değerlendiren milliyetçi güvenlik okuması, büyük güçlerin çatışması karşısında kamuoyunun nasıl konumlandığını gösterir. Bu örnekten doğrudan bir reçete çıkarmak doğru olmaz. Ancak devletin kararlarını dış baskılardan bağımsız biçimde savunabilen, stratejik belirsizlikleri kendi çıkarına göre yöneten bir siyaset dili, Türkiye’nin ulusal iradesini korumanın temelidir.
Türkiye açısından Ege, Kıbrıs ve Suriye ekseninde güvenlik riskleri ile göç, ekonomik bütünlük ve bölgesel istikrar aynı dosyada değerlendirilmelidir. Doğru yaklaşım, NATO ve ABD ile bağları sürdürürken Rusya ile AB ile ilişkilerin de tek bir yöne indirgenmemesidir. Sınır güvenliği, göç yönetimi, savunma sanayii ve diplomatik esneklik birlikte planlandığında dış politika, iç siyasetin baskı aracı olmaktan kurtulur. Bağımsızlık, hiçbir dış aktörün kararlarımızı belirlemediği anlamına gelir; iş birliği ise bu iradeyi ortadan kaldıran bir bağımlılık değildir.
Akılda kalması gereken seçim ilkesi
Seçim, partilerin geleceğe dair sözleşmelerini denetleme sürecidir. Kemalist seçmenin kurumsal tercihi, Cumhuriyet Halk Partisi çizgisinde laikliği, ulusal bağımsızlığı ve halkın refahını bir arada taşıyan bir yönetim olmalıdır. Milliyetçi partilerle kurulan ortaklık, ortak ulusal iradeyi güçlendirebilir; ancak bu ortaklık sayısal destek üzerine kurulduğunda sonuç kırılgan, program üzerine kurulduğunda ise ikna edici olur.
Bir ittifaka girmek, hiçbir partinin kimliğini, programını ve kamuya verdiği sözleri terk etmek anlamına gelmez. Ortak yönetimde, hangi başlığın hangi parti tarafından yürütüleceği, karar alma biçimleri ve hesap verme mekanizmaları baştan açıklığa kavuşturulmalıdır. Seçmenin oyu, kazanılan makamdan çok, iktidarın hangi ilkelerle kullanılacağına ilişkin bir tercih olarak okunmalıdır.
Akılda kalması gereken şudur: seçimlerde ittifak kaçınılmaz bir gerçek olabilir, fakat yönetim ilkeleri yalnızca sayıların aracılığıyla belirlenemez. En güçlü tercih, laik devleti, bağımsız dış politikayı, hukukun üstünlüğünü ve toplumsal refahı birlikte savunan, seçim sonrasında da sözünde duran bir yönetimdir.